Sitemize yapılan saldırılar nedeniyle bir süreliğine yeni üyeliklerin aktivasyonu yöneticiler tarafından yapılacaktır.

Sağlık

Sağlıklı Yaşamın Sırları.

Sağlık




Her Forumda Bulunması Gereken Bir Başlıktır Sağlık Herşey'den Önce Gelir Bu Konuda Herkez Bir Makale Paylaşabilir.


Not: Yazı Düzeni'ne Önem Veriniz Lütfen !



Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


Sağlıklı vücut postürü önemli



Postür, vücudun her kısmının, kendisine bitişik segmente ve bütün vücuda oranla en uygun pozisyonda yerleştirilmesidir. Postürün düzgün olmayışı zamanla kas ve eklemlerde kalıcı değişikliklere ve bunlarda birçok farklı hastalığa neden olur. Bu yüzden düzgün postür bilinmeli ve yaşam boyunca dikkat edilmelidir.

Uzun süre ayakta durmanız gerekiyorsa şunları yapabilirsiniz:
• Omurganızın dik konumda olmasına dikkat edin.
• Bir bacağınızın altına 15-20 santim yüksekliğinde bir küçük yükselti koyun veya dizinizin birini hafifçe bükün.
• Pozisyonunuzu sıkça değiştirin.
• 2 saatte bir veya yorulduğunuzu hissettiğinizde, belinizi esnetici egzersizler yapın.

Otururken ise şunlara dikkat edin:
• Ayaklarınız yere tam temas etmeli; diziniz ve kalçanız 90 derece bükük olmalı. Çok yüksek veya alçak iskemlede veya koltukta bu pozisyonu sağlayamayacağınız için yüksek iskemle veya koltuklara mümkün olduğunca oturmamaya özen gösterin. Eğer oturduğunuz yer yüksek ise ayaklarınızın altına bir tabure koyarak, bir destek alın.
• İskemlenin kol desteklerini kullanarak, kollarınızın yere paralel durmasını sağlayın.
• Omurganız dik konumda olmasına dikkat edin; belinizi de destekleyin.
• Başınızın, omuzlarınızın önünde durmasına; omuzlarınızın da rahat bir pozisyonda olmasına özen gösterin.
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


Konu Sabitlenebilinirmi
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


Konu sabitlendi.


---------------------------------------------------------------------

Dr.Who~
Kullanıcı avatarı
Administrator
Administrator
Kayıt: 13 Ağu 2009, 18:14
Mesajlar: 1845
Konum: Kıbrıs/İskele
İsim: Can
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


teşekkürler can bey
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


Günümüzde ölüm nedenleri arasında birinci sırda yer alan kalp hastalıkları, sağlık harcamalarında en yüksek payı oluşturuyor. 1970’li yıllarda her 100.000 kişiden 228’i kalp hastalığından ölmekteyken, 1990’lı yıllarda bu sayının 102’ye indiği bildiriliyor. Ancak yine de yüksek sağlık harcamaları nedeniyle; hastalığın tedavi edilmesindense, önlenilmesi yönünde çaba göstermenin daha ucuz ve etkin bir yol olduğu ifade ediliyor. Kalp hastalığı ya da hastalıkları oluşmadan önleme mücadele etmenin önemine işaret eden uzmanlar, bu konuda 5 temel hedef gösteriyor.
Bunlar sırasıyla;
· Egzersiz yapmak
· Kolesterolü düşürmek
· Sigarayı bırakmak
· Kilo kontrolü sağlamak
· Tansiyonu kontrol altında tutmaktır.
VKV Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Bülent Neymen egzersizin kalp sağlığını koruyucu aktiviteler içinde birinci sırada yer aldığına dikkat çekerek, faydalarını şu şekilde özetliyor: “Egzersiz kalbin iş yapabilme kapasitesini artırır, kalp damarlarını geliştirip, kalbin daha iyi beslenmesini sağlar. Kalbin vücuda daha iyi kan pompalamasına imkân veren egzersiz bunun yanında kalori harcamaya katkıda bulunarak, kalp sağlığı için bir diğer önemli unsur olan kilo kontrolünü sağlar. Haftada 3 gün yarımşar saat yürüyen bir kişi, günlük kalori alımını hiç değiştirmezse, ayda 2 kilo verebilir. Egzersiz yapan kişilerde iyi huylu kolesterol artıp, kötü huylu kolesterol düşer; bağırsak kanseri gibi bazı kanser türleri de egzersiz yapmayan kişilere göre daha az görülür. Ayrıca egzersizin kalori harcamaya yardım etmesi sayesinde, kalp hastalarında hayatı zorlaştıran bir diğer hastalık olan şeker hastalığının kontrolü kolaylaşarak, insülin ihtiyacı azalır.”

Uzmanlar egzersizin tipi ve sıklığının önemli bir unsur olduğunu dile getirerek; kalp sağlığı konusunda belirgin bir fark yaratabilmek için haftada en az 3 gün, 20 ile 40 dakika arasında yürüyüş gibi hafif tempolu egzersizlerin yapılmasının gerekli olduğunu açıklıyor. Dr. Neymen, egzersiz sayısını haftada 3 günden 5 güne hatta 7 güne çıkarmanın, kalp sağlığına getireceği faydanın çok daha yüksek olacağını belirtiyor. Dr. Neymen, açıklamalarını şu şekilde sürdürüyor: “Yürüyüş, kalp sağlığı için en faydalı egzersiz tipidir. Her ortamda uygulamaya imkân veren bu egzersiz, yardımcı ekipman da gerektirmez. Yürüme öncesinde 10 dakika kadar, germe egzersizleri yapıp eklemleri ve kasları ısıtarak oluşabilecek sakatlıkları minimuma indirmek faydalıdır. Yürümenin sonunda yine 10 dakikalık bir soğuma egzersizi yapmak da çok yararlıdır. Ayrıca yürümek günlük hayatın içine de sokulabilir. Yürüyerek gidebilecek bir yere otomobil ile gitmek yerine yürümek, mümkün olan her fırsatta asansör yerine merdiven kullanmak şeklinde günlük yaşamın içinde bu aktivite yer alabilir.
Yürüme dışında, haftada 3 gün düşük ağırlıklar ile yapılabilecek güç artırmaya yönelik direnç egzersizleri ile yürüyüş öncesi ve sonrasında mutlaka yapılması gereken germe egzersizleri de kalp sağlığı açısından önerilen egzersiz tipleri arasında yer alıyor. Yürüme dışında aerobik, yüzme, tenis, jogging gibi egzersiz tipleri de kalp sağlığını korumak için tavsiye ediliyor.

Uzmanlar, egzersiz yapılırken unutulmaması gereken en önemli hususun, kişilerin egzersiz kapasitesi olduğunu vurguluyor. Dr. Neymen, her bireyin aynı tip egzersizi aynı şiddette ve sıklıkla yapabilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek, özellikle kalp hastalarının egzersiz programlarına başlamadan önce mutlaka uzman bir hekim tarafından değerlendirilip, kapasitesinin belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


El Yıkamanın Önemi

Çağdaş sağlık hizmeti anlayışı, öncelikle sağlığın koruması ve geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede ele alındığında, günümüzde toplumda hijyen uygulamalarının yaygınlaştırılması önemli bir koruyucu sağlık hizmeti olarak değerlendirilmektedir. Hijyen sözcüğü, sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık etmeninin ortamdan uzaklaştırılması olarak tanımlanır. Hijyeni sağlamada en temel kural, ellerin doğru yöntem ile yıkanmasıdır. El yıkama, birey ve toplum sağlığının korunması açısından basit, ucuz, toplumun her kesimi tarafından uygulanabilir ve son derece etkili bir yöntemdir.

Ellerimizi Neden Yıkamalıyız?

Günlük yaşantımızda ellerimiz, çevre ile her türlü bağlantıyı sağlayan, bu nedenle de en fazla bakteri barındıran organımızdır. El yıkama, çok sıradan ve günlük bir iş olması nedeniyle, genellikle ihmal edilen bir konudur. Oysa ki, hem kendimizin hem de çevremizdekilerin sağlığını korumak ellerimizdedir. Çevre ile sürekli temas halinde olan ellerimiz yoluyla taşınan bakteriler basit bir soğuk algınlığından, SARS, hepatit A, Avian Influenza gibi öldürücü bir çok hastalığın gelişimine neden olabilmektedir. Özellikle sağlık personelinin elleri, mikroorganizmaların hastadan hastaya yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, yetersiz el hijyeni, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde halen yaygın olarak görülen hastane enfeksiyonlarına neden olan başlıca etmenler arasında yer almaktadır. Yüksek morbidite, mortalite ve tedavi maliyetine neden olan bu enfeksiyonlardan korunmaya yönelik tedbirlerin başında, yeterli el hijyeninin sağlanması gelir. Yeterli el hijyeni aynı zamanda, besin kaynaklı hastalıkların azaltılmasında, okullarda sıklıkla görülen gastroenteritler, dışkı ile bulaşan hastalıklar, parazit ve mantarların gelişiminin önlenmesinde de basit ancak en etkili koruma yöntemidir.

Ellerimizi Ne Zaman Yıkamalıyız?

Ellerimiz gün boyunca kirlenir. Bazı bakteriler, özellikle Staphylococcus ve Micrococcus türleri, gözenek, çizik, çatlak, kir ve kıllara sıkıca yapışmış vaziyette bulunurlar ve yağ ve ter salgıları özellikle toz ve kirle karışarak bakterilerin gelişmesi için uygun bir ortam oluştururlar. Bu nedenle, gün içerisinde sık sık ellerimizi yıkamalıyız.
Eller;

1. Yemek hazırlamadan önce,
2. Yemek yemeden önce ve yemek yedikten sonra,
3. Hastaya temas etmeden önce ve hastaya temas ettikten sonra,
4. Tuvaleti kullandıktan sonra,
5. Çocukların altını değiştirdikten sonra,
6. Sigara içtikten sonra,
7. Steril eldiven kullanmadan önce ve eldiven kullandıktan sonra,
8. Pişmemiş gıdalara (özellikle kırmızı et, tavuk, balık, yumurta) temas ettikten sonra,
9. Üst solunum yolu sekresyonları ile temas ettikten sonra (hapşırma, öksürme vb.),
10. Bozulmuş gıda ve çöplere dokunduktan sonra,
11. Saçlar tarandıktan veya ellendikten sonra,
12. Toplumda ortak kullanılan araçların kullanımından sonra (toplu taşım araçları, para alış verişi, telefon vb)
13. Kedi, köpek ve diğer tüm hayvanları elledikten sonra mutlaka doğru yöntemle yıkanmalıdır.

Ellerimizi Nasıl Yıkamalıyız?

El hijyeninde amaç; kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlamaktır. Eller sadece su ile yıkandığında, mekanik etki ile görünür kir uzaklaştırılmakta ancak tam bir hijyen sağlanamamaktadır. Bu nedenle, el temizliğinde su ile birlikte sabun kullanılması gerekmektedir. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar, meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte, katı sabunlar bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra genellikle sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı, kirlilik kaynağı olabilmektedir. Bu nedenle, özellikle toplu yaşanan yerlerde el temizliğinde sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir.

Etkin bir el hijyeni, her seferinde doğru yıkama tekniğinin uygulanması ile sağlanabilir. Sadece 30 saniyede uygulanabilecek doğru el yıkama tekniği ile, bulaşıcı ve salgın pek çok hastalığa karşı önlem alınabilir, kişisel ve toplum sağlığının korunmasına önemli bir katkı sağlanabilir. Gün içerisinde ellerinizi aşağıda belirtilen yöntemle sık sık yıkayınız.

1. Ellerinizi ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su ile ıslatın ve sabunu ellerimizin bütün yüzeylerine dağıtarak iyice köpürtün.
2. Ellerinizin her yerini (bilekler, avuç içleri, parmaklar, parmak araları, el sırtı ve tırnak içleri) en az 30 saniye kuvvetlice ovalayın.
3. Ellerinizi sabun ile ovaladıktan sonra iyice durulayın.
4. Özellikle halka açık yerlerde tek kullanımlık havlu kağıt ile ellerinizi kurulayın.
5. Ellerinizi kurutmak için kullandığınız kağıt havluyu musluğu kapatmak için kullanın ve çöp kutusuna atın.



Kişisel ve toplum sağlığı açısından doğru el yıkama alışkanlığını kazanır ve çevremize de bu alışkanlığı aşılayabilirsek pek çok bulaşıcı hastalıklar ile besin kaynaklı hastalıkların önüne geçebilmek adına büyük bir adım atmış oluruz. Bu doğrultuda, Sağlık Bakanlığı tarafından toplumun doğru ve etkin el yıkama yönteminin önemi konusunda bilgilendirilmesi amacıyla, çeşitli çalışmalar sürdürülmektedir. Bu kapsamda, halka ve sağlık personeline yönelik geniş kapsamlı bir kampanya hazırlığı başlamıştır. Söz konusu kampanyada başta hastane çalışanları olmak üzere, toplu beslenme sistemlerinde çalışanlar, okul öncesi ve okul çağı çocukları hedef kitle olarak seçilmiştir.
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:

Re: Sağlık


BAŞIRIYA GİDEN YOLUN ÖNEMLİ AŞAMASI

Başarıya ulaşmak için izlenecek yolların aşılması için ve kalıcı olabilmesinin temel şartalarından birisi, insanın iyi uyumuş, dinlenmiş ve zinde bir şekilde uyanmasıdır. Bu anlamda uyku çok büyük önem kazanır. Uykudaki aksaklıklar dalga dalga tüm benliğimize ve çevremize yayılır. Önce uykumuzun nasıl olması gerektiğine karar vermeliyiz. Burada tespit etmemiz gereken nasıl yatmalı, ne kadar uyumalı ve uykudaki temel yöntemin ne olacağı sorularının cevaplarıdır.



Uykunun kalitesi daima uyunan süreden daha önemlidir. Pek çok kişi uzun süre yatakta kalıp, kendisi ile şu veya bu şekilde oyunlar oynayarak, kendini ikna etmeye çalışarak süreyi uzatmaya çalışır. Bu tür uykular hem vücudu dinlendirmez, hem de müthiş bir pişmanlık uyandırır sonrasında. Beyinsel bir ağırlıkla, uyku sersemi, kararsız ve isteksiz kalkılır yataktan. Büyük bir suçluluk duygusuyla. Çünkü normal normlarda gün başlamıştır dünyada. İlahi bir güçle programlanmış gibi kalkmış, şevkle işine gücüne başlamış, konusunda yol almıştır tüm insanlar. Ve biz türlü kandırmacalarla yatakta oyalanmış, herkesten geri kalmış gibi hissederiz kendimizi. İtiraf etmesek de, bilinçaltımız rahatsızdır bu büyük ayıptan. Ağzımızda ve beynimizde bu burukluk, güne rengini verir.

Aslında yataktan kalkmamanın, kalkamamanın temel nedeni başkadır. Bu nedeni bulup çözemediğimizde bu durumdan kurtulamayız. Bilinçaltımızın bize verdiği bu sinyali iyi değerlendirmeli, gerçek sorunlarımızı düşünüp, bunları listelemeli, çözümler üretmeli ve rahatlamalıyız. Uzun uyuyup yaşamdan kaçarak sorunlarımızı çözemeyiz. Yatakta uzun kalış, aslında kararsız, programsız, net olmayan bir ruh halinin simgesidir. İşte burada önemli olan bu tercümeyi yapabilmek, beyni sorunların çözümü doğrultusunda çalıştırabilmektir. Ne yazık ki bu olumlu sinyali pek çok insan uzun süre algılayamaz, çözümleri geciktirir. Uykunun kalitesini ve süresini bozar ve bunalıma düşer insan.

Uykunun kalitesini arttırmak için uyumadan önce bir takım önlemler almak gerekir. Öncelikle sorunlarımızı saptamalı ve bir programa bağlamalı, yani yatarken kafamız net olmalıdır. Çözümsüz sorunlarla yatış, sıkıntıları ve kabusları da beraberinde getirecek, beyin arayışlarını sürdürecek ve bizi rahat bırakmayacaktır. Huzursuz yatış yerine hiç yatmamak, sorunlardan kaçmadan olaya konsantre olmak, çözümler üretmek daha akılcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki daima bir çıkış yolu vardır. Ve çözümün huzuruyla daha rahat yatar insan.

Sorunlar çoksa ve pek çok çözüm üretmek gerekiyorsa veya ilhamın sel gibi aktığı dönemlerse, uyku sırasında beynin ürettiği çözümleri yakalamak için başucumuza ya teyp ya da kalem kağıt koyup yatmakta yarar vardır. Bu hazırlıkla yatmak, bunun bilincinde olarak tembellik etmeden kayda geçirip tekrar yatmak, uykumuzun kalitesini de arttıracaktır. Tersi durumda düşünceyi unutup, "neydi" diye kafa patlatıp, huzursuz olacak üstelik güzelim düşüncelerimizi bozuk para gibi harcayıp, hem kendimizi suçlayacak, hem de olaydaki çözümsüzlük sürüp gidecektir.

Kuşkusuz yatmadan önce uykunun doğal koşullarını da ihmal etmemek gerekiyor. Uyku üzerinde konuştuğumuz bir çok kişiden, doğal koşulların uyku ve rüyalar üzerindeki etkilerini bilmediğini görürüz.

Rüyalar konusunu da biraz açmak gerek. Kimi rüya görmediğini söylüyor. Kiminin rüyaları tatlı değil. Uyumadan önce kişinin kendine tatlı rüyalar dilemesi gerekiyor öncelikle. Anneannem bunu kendince çok güzel formüle etmişti. Yatmadan önce bize uyku üzerine çok güzel bir şiir okuturdu. Ezberlettiği bu şiir kendisinin miydi, yoksa da başkasından mı öğrenmişti bilemiyorum. Ancak bu şiirin üzerimdeki etkisi daima iyi olmuştu, kendimi iyi rüyalara hazırlama açısından.

Dinler de uyku konusunda çeşitli disiplinler getirmiştir. Müslümanların yatış ve kalkışları güneşin hareketine bağlanmış, uyku öncesi ve sonrası beden ve ruh eğitimi çok incelikle belirtilmiştir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz dinlediğim bir sohbetinde başarısının bir sırrının da "uyuyorken güneşin üzerine doğmaması" olarak belirtiyor ve sabah güneş doğmadan kalkmanın ona getirdiği nimetleri anlatıyordu. Hıristiyanlarda da değişik biçimlerde bu tür ibadetler söz konusudur. Ancak herkesin kaliteli uykuya ulaşmak için kendine özgü bir yöntem bulması zorunludur güzel rüyalar için.

Uyku iyi çözümlerin dinamosudur. Ve genel başarımızın da temel taşı. Şöyle bir düşünelim. İyi uyuyamamışsak aldığımız kararların doğruluğundan ne kadar emin olabilir ve çalışmalarımızdan nasıl verim bekleyebiliriz? Yorgunken kitap okuma , dost sohbetindeki başarımızın derecesi nedir? Yediğimiz içtiğimizden ne zevki alabiliriz?

Bütün bunları iyi yapmayı başarmanın tek koşulu iyi uykudur. İyi uyuyabilmek için ise optimist olmak, çözümlerin tükenmeyeceğini bilmek, iyi bir yönteme sahip olmak , bedenen ve ruhen de rahat olmak gerekiyor

UYKU BOZUKLUKLARI

Uyku bozuklukları ile ilgili sınıflandırma klinik bulgular, semptomlar, başlangıç yaşı ve öykü göz önünde bulundurularak yapılmıştır. Uyku ve uyanıklık bozuklukları, Uyku Bozuklukları Derneği ve Uyku Psikofizyolojisi Derneğince 4 grupta incelenmektedir;

İNSOMNİA: İnsomniak hastalar yetersiz uyku, uykuya dalma güçlüğü, uykudan uyanma ve prematüre sabah uyanıklığı (uykuya başlama ve sürdürmede bozukluk) dan yakınrlar.
AŞIRI UYUMA (aşırı gündüz uykusu): Bu grup ortak bir çok semptomu içeren değişik hetorojen organik ve fonksiyonel durumu içerir. Ek olarak gün içinde uygunsuz periodlarda aşırı uyuma ve bilinçte boşluklar olabilir, nadiren uyku periodu 24 saat e kadar uzayabilir, uynıklık dönemlerinde ise motor koordinasyon bozulabilir.
SİRKADYEN UYKU UYANIKLIK RİTM BOZUKLUKLARI: Bu durumda uyku-uyanıklık siklusu çevresel gece gündüz siklusuna uymaz. Hastalarda subjektif yorgunluk, uygunsuz zamanlarda uyuma , uyanıklık sırasında bozuk dikkat ve zayıf performans vardır.
PARASOMNİA: Bu bozuklukta uykudan önce, sonra veya uyku esnasında birçok fizyolojik ve patolojik , motor, otonomik ve davranış bozukluğunu içerir.

1990 da Amerikan Uyku Bozukluğu Derneğinin yaptığı klasifikasyonda ise uyku bozuklukları 2 grupta incelenmektedir;
1. DİSSOMNİA: İnsomni ve aşırı uyku durumunun içerir, patofizyolojik olarak 3 e ayrılır: İntrensek, extrensek ve sirkadyen ritm bozuklukları
2. PARASOMNİALAR: Bu bozuklukta uykudan önce, sonra veya uyku esnasında birçok fizyolojik ve patolojik , motor, otonomik ve davranış bozukluğunu içerir.
1990 yılında yapılan klasifikasyon primer uyku bozukluğunu ( dissomnia ve parasomnia) , medikal ve psikiatrik hastalıklarda kaynaklanan uyku bozukluğundan ayırmıştır, her bir uyku bozukluğu için tek bir kod verilmesi tanı, istatistik ve araştırmalar için bir cetvel oluşturulmasına izin vermiştir.

İNSOMNİA
Uyku ihtiyacı kişiden kişiye değişmekle birlikte insomnia, optimal fonksiyon için gerekli olan uykuyu elde etmede kronik yetersizlik olarak tanımlanır. İnsomnia 3 temel etiolojik grupta incelenir;

Psikofizyolojik faktörlerle ilişkili,
Organik faktörlerle ilişkili,
Mental bozuklukla ilişkili
Genetik ve çevresel faktörler insomninin gelişmesinde önemlidir, İnsomnide etkili bir diğer faktörde yaş tır; çocuklukta insomni genelde sirkadyen ritmin kayma anormalliğine bağlanır, genç hastadaki değişik uyku güçlükleri düzensiz uyku programı ve zayıf uyku hijyeni ile ilişkilidir. Adultlarda insomni kadınlarda daha yaygındır, yaşla birlikte insomnia sıklığı artar, yaşlılarda zayıf uykunun bir çok farklı nedeni vardır, 60 y ın üzerindeki insanların yarısından fazlasında minör derecede uyku apne ve uyku myoklonusu vardır, genellikle asemptomatiktir, fakat bu iki durumda insomniaya katkıda bulunur. Bazı demansı olan yaşlılarda 3. ve 4. NonREM uyku basamağında kayıp görülmüştür, bu kişilerde sık gece uyanmaları, bazende uykunun geceden gündüze kayması görülebilir.
İnsomnia en sık görülen uyku bozukluğudur. USA da yapılan bir araştırmada insanların yaklaşık 1/ 3 ünün bir önceki haftada uykuya dalma veya uykuyu sürdürmede güçlük yaşadığını göstermiştir.
Subjektif olarak insomniden yakınanları , objektif insomnisi olanlardan ayırt etmek güçtür. Yetersiz uykudan yakınan kişilerin % 10- 12 sinde Polisomnograqfik kayıtlamalarda ve detaylı uyku incelemelerinde herhangi bir patoloji saptanamaz , bunla pseudo-insomni olarak adlandırılır. İnsomniak kişilerin objektif uyku ölçümlerinde ;
- Toplam ile 3. ve 4. Non REM uykusunda azalma
- Azalmış uyku verimi (yatakta uykusuz geçen sürede artma)
- Uzamış uyku latansı ( yatma zamanı ile uykunun başlama zamanı)
- Sabahları erken uyanma saptanmıştır.


İNSOMNİ PATERNLERİ: Bir dizi farklı patern tanımlanmıştır.
1. Transient tip: 3 haftadan kısa sürelidir, bir çok fizyolojik ve psikolojik olay katkıda bulunur, ani bir yaşamsal stres, kısa süren hastalıklar, seyehat ve geçici uyku deprivasyonları sonucu oluşabilir. Normal uyku paternini bozan olay ortadan kalktıktan sonra bir kaç hafta içinde normale döner.
2. Kronik insomnia: Özellikle yaşlı bir çok kimse uzun yıllardır devam eden insomni ve normal gece uykusunu uyuyamamaktan yakınır. Kr. Insomnia 4 temel kategoride incelenir;
A. Bir çok medikal rahatsızlığın neden olduğu insomnia grubudur ; Ülser ağrısı, nokturnal dispne, eklem ve kas hast., karpal tunnel send., parkinsonizm, gece dispnesi, diğer solunumsal problemler,
bir çok metabolik hast. da normal uyku yapısının değişmesine neden olur; hipertroidizm kısa bölünmüş uykuya, hipotroidizm ise aşırı uyumaya ve uyku apne ye neden olabilir.
B. Psikiatrik ve fizyolojik problemlerin neden olduğu kr. insomnia ; Şidetli depresyonda uykuyu sürdürmede güçlük ve sabahları erken uyanmalar olabilir fakat uykunun başlamasında gecikme görülmez. Depresif hastaların en az ¼ ü insomniadan yakınırlar. Bipolar bozuklukta deprese fazda daha fazla , manik fazda daha az olarak insomni görülür, mevsimsel afektif bozukluğu olanlarda yazdan ise kışın daha çok insomni mevcuttur. İstisnai olarak bazı deprese hastalar gün içinde aşırı uykudan ve sersemlik hissinden yakınırlar.
Panik atak, aşırı anksiete ve alkol kullanımında insomni görülür.
C. Kr. Insomniası olan kişilerin % 10-15 kadarı hayatları boyunca sebebi tam aydınlatılamayan fagmante, kısa uyku, gün içinde irritabilite, gerilim ve somatik depresyondan yakınırlar. Bu durum Primer insomnia olarak adlandırılır, ailesel olabilir , insomni çocukluktan itibaren herhangi bir dış çevresel faktör olmaksızın mevcuttur.
D. Kr. Insomnia bazen organik bir uyku bozukluğundan kaynaklanır; Yatma zamanından önce alınan 3-4 bardak kahve belirgin şekilde uykuya başlama latansını ve uykudan uyanma sıklığını arttırır.
Kısa aktiviteli benzodiazepinler (triazolam) tek doz oral alımı erken uyanma, rebaund insomnia ve anksieteye neden olur. Uzun ve bazı kısa yarı ömürlü benzodiazepinlerin alımından sonra çekilme reaksiyonu olarak rebaund insomnia ve anksiete görülür.
Alkol alımı da uykuyu azaltan bir nedendir, doza bağımlı olarak REM uykusunu azaltır, 3. ve 4. NonREM süresini kısaltarak aralarda sık uyanmalara neden olur. Bu değişiklikler 2 yıl dan fazla alkol alımında kr. ve persistan hale gelir .

AŞIRI UYKU

NARKOLEPTİK SENDROM ; Bu terim kataplexinin eşlik ettiği önüne geçilemeyen sık gündüz uyku ataklarını ek olarak da hipnogojik halüsinasyonlar, uyku paralizisi, insomni ve uyku esnasındaki motor parasomniayı kapsamaktadır. Hipnogojik halüsinasyonların tanısal değeri mevcıttur.
Herhangi bir sirkadyen ritm bozukluğu olmadan REM uykusunun organizasyonu ve zamanlamasında bir defekt vardır.Tanı laboratuar incelemelerindense daha çok klinik tabloya bağlıdır.
Aşırı uyuma ve kataplexi beyin sapındaki REM uykusu mekanizmalarındaki foksiyonel bozuklukla ilişkili olduğu düşünülmesine rağmen her hangi bir anatomik lezyon gösterilememiştir. MRI çalışmalarında ventral ponsta anormal spin eko sinyal saptanmışsada sendromla ilişkisi kesin değildir. Narkoleptik sendrom hayat boyu devam eder, remisyon çok nadirdir.



Haplotip analizi sendromun klinik özelliklerini gösteren yüksek riskli çocuklarda erken tanı koymak amacıyla kullanılabilir fakat pozitif olması tanının kesin olduğu anlamına gelmez.

1.Aşırı gündüz uykusu ve uyku atakları; Konforlu ,rahat, sıcak, monoton ve yemek yenilen ortamlar, tatlı ve bol karbonhidrat içeren yiyecekler, seyehat ve yorgunluk uyku ataklarını proveke eder.
Uyku atakları 10-30 dk kadar sürer, nadiren bir kaç saat veya güne kadar uzayabilir.
Hastaların çoğu artalama günde 1-8 arası atak tanılarken, EEG çalışmaları ile gün içinde birçok sayıda bir kaç saniye süren uyku atakları (mikrosleep) gösterilmiştir. Uyku ataklarını ardından 1-4 h kadar süren uykuya eğilimin azaldığı refraktör period mevcuttur.



2. Gece uykusu; NS li hst. İn % 86 sının gece uykusu düzensizdir. İnsomniden, sık uyanmalardan
dinlendirmeyen uykudan, sabah baş ağrısından yakınırlar. Uyku apne, uyku myoklonusu ve somnambulizm normal popülasyondan daha sıktır. Benzodiazepinle uyku sırasındaki hareketler ve uyanma azalır.



3. Katapleksi; Özellikle yüz, boyun, çene ve aksial kasların tutulduğu musküler hipotoni, kısmi veya tam
paralizi ile karekterizedir. Kateplektikler ani olarak düşebilir, kendilerini yaralayabilirler. Bilinç genellikle korunmuş olmasına rağmen kişiler bazen uyku-rüya durumunda olabilirler. Fazik fasial jerk ler olmasına rağmen tonik klonik kasılma ve epilepsi ile ilişkisi yoktur. Ataklar, gülme, süpriz, kızgınlık, neşe ve korku ile prespite olur.
Kataplexi esnasında DTR ler azalmış veya kaybolmuştur, extensör plantar yanıt alınabilir, sirkumoral
fasial kas jerkleri, sıçrayıcı veya yuvarlanıcı göz hareketleri görülebilir. Yaşla birlikte semptomlar azalır.
Atak sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir, gün içinde bir çok epizod olduğu gibi yıllar içinde bir
kaç atak olabilir. Ataklar bir kaç sn den 5-10 dk ya kadar uzayabilir.



4. Uyku paralizisi: Kataplexiden farklı olarak uyku uyanıklık bozukluğu içersinde değerlendirilir, gülme
veya daha önceden tahmin edilen bir olaya yanıt olarak oluşmaz, genellikle uykuya dalarken nadirende uykudan uyanırken görülür. Hastaların yarısında uyku paralizisine rüyalar eşlik eder. Ya spontan olarak ya da dış stimuluslar ile düzelir. NS da uyku paralizisi sık değildir, en sık haftada bir kaç atak bildirilmiştir.


5. Hipnogojik halüsinasyonlar; Normal kiŞilerdede 1. basamak nonREM uykusunda görülür, NS lu kişilerde ise genellikle uyku başlangıcı REM episodunda görülür. NS li hastaların %10-25 inde canlı rüyalar uyku başlangıcında görülür. Gece olduğu kadar gündüz uyku atakalrındada görülebilir. % 5-10 hastada ise vizüel halüsinasyon ve rüyaların uykudan bağımsız olarak oluştuğu rapor edilmi?tir.



6. Otomatik davranışlar; Basit repetitif sterotipik hareketler komplex işlerin yapılmasında güçlük yaratır,
bazen otomatik davranış epizodlarına geçici global amnezi eşlik edebilir. NS un disabilitesi; NS kişinin eğitimini, mesleğini, kişisel hayatını etkiler öğrenme kapasitesi, çalışma perfonmansını ve bunlara bağlı olarak kazancınıda kötü yönde etkiler. NS li kişilerin 2/3 ünde psikiatrik bozukluk görülür ( depresyon, alkol alımı, kişilik bozuklukları) ama psikoz yoktur.

DÜZENLİ VE VUCUDA YARARLI UYUMAK İÇİN İZLENECEK BASAMAKLAR



Başarıya ulaşmak için izlenecek yolların aşılması için ve kalıcı olabilmesinin temel şartlarından birisi, insanın iyi uyumuş, dinlenmiş ve zinde bir şekilde uyanmasıdır. Bu anlamda uyku çok büyük önem kazanır. Uykudaki aksaklıklar dalga dalga tüm benliğimize ve çevremize yayılır. Önce uykumuzun nasıl olması gerektiğine karar vermeliyiz. Burada tespit etmemiz gereken nasıl yatmalı, ne kadar uyumalı ve uykudaki temel yöntemin ne olacağı sorularının cevaplarıdır. Aşağıdaki yazılı 6 maddede toplanmış tavsiyeleri uygulayın, göreceksiniz sabahları dinlenmiş olarak kalkacaksınız. Yeni günü yeni heyecanla karşılayın. Bu maddelerin tamamını yerine getirin ve 1 ay boyunca bunu uygularsanız eminim ki bir daha; bu tavsiyerin dışına çıkmayacaksınız.



Tavsiyeler :
1. Uyku saatlerimizi değiştirmeden günde 6-7 saatten fazla uyumamalıyız.
2. Sabah erken kalkmalı ve öğlen vaktine kadar bir daha uyumamalıyız.
3. Öğlen yarım saat süreyle(11:00-13.30 arasında) ve gece 23:00 - 05:30 arası

( 1 saatlik kayma olabilir) uyuyor olmalıyız ve akşama yakın vakitte uyumamalıyız.
4. Asla tok uyumamalıyız. Yemeğimizi uykudan en az 2.5- 3 saat önce yemeliyiz.
5. Uyku öncesinde vücut adalelerimizi gevşetmeliyiz.
6. Bizi rahatsız edecek gürültülü, kötü kokulu, çok yumuşak veya tümsekli zeminde uyumamalıyız.


Uyku Gizli Güçtür

Uykunun kalitesi daima uyunan süreden daha önemlidir. Pek çok kişi uzun süre yatakta kalıp, kendisi ile şu veya bu şekilde oyunlar oynayarak, kendini ikna etmeye çalışarak süreyi uzatmaya çalışır. Bu tür uykular hem vücudu dinlendirmez, hem de müthiş bir pişmanlık uyandırır sonrasında. Beyinsel bir ağırlıkla, uyku sersemi, kararsız ve isteksiz kalkılır yataktan. Büyük bir suçluluk duygusuyla. Çünkü normal normlarda gün başlamıştır dünyada. İlahi bir güçle programlanmış gibi kalkmış, şevkle işine gücüne başlamış, konusunda yol almıştır tüm insanlar. Ve biz türlü kandırmacalarla yatakta oyalanmış, herkesten geri kalmış gibi hissederiz kendimizi. İtiraf etmesek de, bilinçaltımız rahatsızdır bu büyük ayıptan. Ağzımızda ve beynimizde bu burukluk, güne rengini verir.

Dinler de uyku konusunda çeşitli disiplinler getirmiştir. Müslümanların yatış ve kalkışları güneşin hareketine bağlanmış, uyku öncesi ve sonrası beden ve ruh eğitimi çok incelikle belirtilmiştir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz dinlediğim bir sohbetinde başarısının bir sırrının da "uyuyorken güneşin üzerine doğmaması" olarak belirtiyor ve sabah güneş doğmadan kalkmanın ona getirdiği nimetleri anlatıyordu. Hıristiyanlarda da değişik biçimlerde bu tür ibadetler söz konusudur. Ancak herkesin kaliteli uykuya ulaşmak için kendine özgü bir yöntem bulması zorunludur güzel rüyalar için.

Uyku iyi çözümlerin dinamosudur. Ve genel başarımızın da temel taşı. Şöyle bir düşünelim. İyi uyuyamamışsak aldığımız kararların doğruluğundan ne kadar emin olabilir ve çalışmalarımızdan nasıl verim bekleyebiliriz? Yorgunken kitap okuma , dost sohbetindeki başarımızın derecesi nedir? Yediğimiz içtiğimizden ne zevki alabiliriz?

Uyku, hayatımızda her şeyin düzene konulduğu, tamir ve tedavi edildiği son derece önemli bir süreç olarak yaratılmıştır. Bir kaç hafta uykusuz kalmanın ölüme neden olduğu hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle ispat edilmiştir. Daha da ötesi insanın yetersiz uykusu ile zihinsel güç kaybı arasında yakın bir ilişki olduğu, uykusuz kalan insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve düşüncelerini hiçbir şeyin üzerinde yoğunlaştıramadıkları ispat edilmiştir. 48 saat uykusuz bırakılan yüksek öğrenimli kişilerin, ilkokul çocuklarına öğretilen matematik işlemleri yapamadıkları görülmüştür.(Hürriyet 26.5.1193) A.B.D.'de 1993 yılında yapılan bir araştırma sadece düzensiz uykunun A.B.D. ekonomisine 1993 yılı kurlarıyla verdiği zarar 360 trilyon liradır.(Bozdağ,1996,40)

Günde 8 veya 10 saat uyuyor olabilirsiniz. Ancak yine de bu uykunuz hiçbir işe yaramıyor olabilir. Çoğumuzun sandığının aksine uykusuzluğun hayatımızdaki engelleyiciliği tahmin ettiğimizden de büyüktür. Oysa çoğu zaman rahatsızlıklarımızın uykusuzluktan kaynaklandığını bilemeyiz bile.

Uyku beynin dinlenme vakti sanılmamalıdır. Tersine uyku beynin vücudun dinlenme ve tamir işiyle meşgul olduğu vakittir. Beynin elektriksel yapısı üzerinde yapılan araştırmalar zihnimizin uyku esnasında en az uyanık dönemde olduğu kadar yoğun çalıştığını göstermiştir. Aradaki tek fark gece ve gündüz yapılan işlerin farklı olmasıdır.



UYKU ÜZERİNDEKİ TESPİTLER:

1.REM ve NREM uykusu: İnsan her uyku seansında iki ayrı uyku türünü paylaşımlı olarak ve ihtiyaca göre uyur. Uykumuz ya derindir ya da hafif olarak yüzeyde seyreder. Derin uyku NREM olarak adlandırılmıştır. Bu donemde cisimsel beden üzerindeki hücre tamirlerinin düzenlenmesiyle ilgilenir. Gün boyunca alkol, sigara, kirli hava gibi etkiler, aşırı yorulma, yaralanma, enfeksiyon gibi nedenler hücre ölümlerine yol açar. Ayrıca bedende her gün normal olarak 10 milyar hücre ölümü gerçekleşir. Bedeni bir milyon katlı bir gökdelen olarak düşünelim. Her gün on binlerce tuğlası birlikte çürüyüp düşmekte, gökdelenin çökmemesi için yerlerine yenilerinin yerleştirilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir çalışmanın sağlıklı gerçekleşmesi sıfır hatalı bir haberleşme ve analiz sistemini gerektirir.

İşte beynimiz NREM adı verilen derin uyku esnasında vücudun maddi tamirinin gerçekleşmesi görevini yüklenir. Çok yorulduğumuzda aşırı enerji tüketimi, hatta oksijen eksik olduğunda hücreler yakılarak enerji üretilmesi gibi nedenlerle hücre ölümü daha çoktur. Bu durumda derin uykuyu daha fazla uyuruz. Bu süreci şüphesiz biz kurmadık ve biz yürütmüyoruz. Ancak yaptığımız bazı hatalar bu süreci aksatmaktadır. Eğer NREM uykusunu yeterince uyuyamazsak vücudumuz erken çöker, çöküşü cildimizdeki pörsümeden okuyabiliriz. Ayrıca ardı arkası kesilmeyen hastalıklar da savunma sisteminin tahrip olmasından kaynaklanır. Bu sistem ise uykusuzluktan oldukça fazla etkilenir.

Yaşadığımız ikinci ve hafif uyku ise REM olarak adlandırılır. Rüya gördüğümüz uyku bu uykudur. Gün boyu yaşadığımız çatışma ve tepkimelerin diğer boyutu duygu, düşünce ve hayallerimizle ilişkilidir. Sevinçlerimiz, öfkelerimiz, nefretlerimiz, heyecanlarımız birer içsel algı olarak gün boyu yaşanır. Duygu hayal ve düşünceler cisimsel algı girişleri vasıtasıyla alınmazlar, içte yaşanırlar. Ancak hissettiğimiz her bir duygu anında kanımıza u duyguyu temsil eden hormon enjekte edilir. Duygularımız tamir olmadığında bu defa psikolojik bozukluklarla karşılaşırız. Herhangi bir duyguda aşırıya kaçtığımızda yorgun olduğumuzu hissederiz. Mutlaka bir çok defa aşırı bir üzüntünün ıstırabından kurtulabilmek için uyumuşsunuzdur. Uyandığınızda ise uyumadan önceki durumunuza çok daha rahat olduğunuzu tespit etmişsinizdir. Eğer REM uykusunu uyuyamamış olsaydık sadece duygularımızın biriken yükü kısa sürede bizi depresyona sokar zihinsel ve duygusal kimliğimizi tamamen kaybederdik.



2. Doğal uyku dönemleri: Uyku üzerinde yapılan bir diğer tespit insanların biyolojik ritmiyle ilişkilidir. İnsanların iki ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir. Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley'in araştırmalarına göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku, uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri gece 12.00-04.00 arası uyanacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır.(Sabah 23.11.1993)

Görüldüğü gibi uykusuzluk sorunu az uyumaktan değil vaktinde uyumamaktan, hatta gereğinden fazla uyumaktan kaynaklanmaktadır. Günümüzde çoğu üst düzey devlet adamları öyle uykusunu mutlaka uyumaktadır. ABD Başkanı Bill Clinton çalışma odasında ergonomik koltuğunu geriye yaslamakta ve üzerine bir battaniye alarak uyumaktadır. Uzak Doğunun süratle kalkınan dev şirketlerinde çalışan işçiler sistemli olarak öğle uykusu arası vermekte ve böylece iş veriminin zirvesine çıkmaktadırlar.

İlginç ve çarpıcı olan bir gerçek Peygamberimizin(asm) öğle uykusunu çok faydalı bir uyku olarak ümmetine 14 asır önce tavsiye etmesidir. Bediuzzaman da öğleyin uyunacak 30 dakikalık uykunun sair vakitlerde uyunacak iki saat uykudan faydalı olduğunu söylemiştir.(28. Lem'a)



3. Erken kalkma faktörü: Uykunun sağlıklı olabilmesi ve yeterince dinlenilebilmesi için mutlaka sabah erkenden kalkılmalıdır. Araştırmalar sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma yoluyla gece boyu yapılan tamiratın tekrar tahrip edildiğini göstermiştir. En büyük hatamız uyku dalgası geldiğinde uyanık olmamız, uyanıklı dalgası geldiğinde uyuyor olmamızdır. Çünkü biz ne yaparsa yapalım beyin sadece yaratıcı tarafından programlandığı dalgaya göre çalışır. Güneşin ilk ışıklarını alan vücut melatonin hormonu salgılar ve bu hormon biyolojik saatimizi belirler. Biyolojik saatimiz kendi kurallarına göre çalışır.

Sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma isteği alışkanlıktan ve tembellikten kaynaklanır. Bu alışkanlığı yenen kişi en fazla 10 gün içinde büyük bir dinçlik gözlemleyecektir. Bunu kendi hayatınızda hemen deneyebilirsiniz. Bu gece saat 11.00'de uyuyunuz ve sabah 5.30'da kalkarak bütün uyuma isteğinize direnerek çeşitli meşguliyetler bularak bir daha uyumayınız. Alışkanlık nedeniyle en fazla bir kaç saat kendinizi yorgun hissedeceksiniz. Ancak ardından geç saatlere kadar kendinizi oldukça dinç ve güçlü hissedeceksiniz. Ertesi gün aynı saatte uyuyunuz. Uyanma isteğinize rağmen saat 10.00'da yatağınızdan kalkınız. Bu defa akşama kadar kendinizi hafif sarhoş gibi hissedeceksiniz. Zihninizi toplamak güçleşecek, maddi gücünüz bile azalacak hatta başınız bile akşama doğru ağrıyabilecektir.

Kuşlar gibi erken kalkan hayvanlardaki dinçliğe, canlılığa dikkat ediniz. Daha güneş doğmadan uyanırlar ve cıvıldaşmaya başlarlar. Evinizde kedi besliyorsanız çok erken uyanıp miyavlamaya başladığını göreceksiniz. İnsan da erken uyanmaya programlanmıştır. Çocuk yetiştirmişseniz küçük çocukların erken uyuduklarını, gece uyanarak tekrar uyuduklarını ancak sabah mutlaka çok erkenden uyandıklarını görürsünüz. Bebeklerin yetişkinlere göre daha fazla uyumaları vücutlarında hücre yaratılmasının çok hızlı olmasından ve sürekli artış göstermesindendir.

Geç uyanmanın zihin ve bedenimizde tahribata neden olduğu bilimsel araştırmalarla kesin olarak tespit edilmiştir. Sevgili Peygamber de (asm) günün erken vaktindeki uykunun aklı azalttığını, insanı tembelleştirdiğini, rızkta bereketsizliğe neden olduğunu söylemektedir.



4. Uykuyu etkileyen dış faktörler: Uyku esnasında göz dışındaki algı girişleri açıktır. Uyuyan kişi çevresindeki sesleri duyar, teni dokunmaları hisseder, burnu kokuyu alır. Bu gerçek telkin ve beyin yıkamada çok önemli bir vasıta olarak görünüyor. Bir çok ciddi psikolojik hastalık uyuyan kişinin kulağına yapılan düzenli telkinlerle tedavi edilebilmektedir.

Dolaysıyla uyuduğumuz mekan bizim için son derece önemlidir. Sokak gürültüleri duyulan bir ortamda uyuyorsak, evimizde bulunan televizyon veya bilgisayar gibi cihazların oluşturduğu radyasyona muhatap oluyorsak, zihnimiz sadece bedenimizin içindeki dünya ile baş başa kalamaz. Dışarıdan alınan mesajları da işlemek, hem de tam teslimiyetle işlemek zorunda kalır. Uyku esnasında bilinçsizce yatağımızda döneriz. Bu gerçek, beynimizin dokunmayı hissedebilmesinden ve damar daralmaları varsa dönmek suretiyle bunu yok edebilme isteğinden kaynaklanır. Uyurken anlımızda bir sinek dolaşsa farkında olmadan onu kovarız.

Bütün bu gerçekler uyuma ortamımızda dışardan gelen her türlü uyarıcının zihnimizi meşgul ettiğini göstermektedir. Yattığımız ortam orta-sert olmalı, ortam temiz kokulu ve gürültüsüz düzenlenmelidir.



5. Gergin uyuma tehlikesi: Yeterince uyuduğumuz halde hala ısrarla dinlenemememizin bir nedeni zihnimizi çeşitli sorunlarla baş başa bırakmamızdır. Bu sorunlardan biri gergin uyumamız, diğeri tok halde iken uyumamızdır. Her iki durumda karabasanlar ve kötü rüyalar görmemiz mümkündür.

Bazı kişiler uykuya yattığında kaslarını, omuzlarını, dizlerini iyice gererler. uyku mekanizması vücudu gevşetmeye çalışır. Bazen tam gevşerken insan ani boşluğa düşer gibi irkilebilir. Bunu bir defa yaşamışsanız derhal kendinizi kontrol etmelisiniz. Uyurken bütün adalelerimize "gevşe, rahat ol, boşluğa düşmüş gibi kendini bırak" emrini vermeliyiz. Bu emri bir süre devamlı verdiğimizde uyku anında alt şuurumuz bu emirleri bilinçli olarak almasa bile otomatik olarak uygulamaya koyar ve her defasında gevşemiş olarak uyuruz. Aksi taktirde edineceğimiz gergin uyuma alışkanlığı, beynimizin uyku boyunca kaslarımıza sürekli gerilme emri göndermesine yol açacaktır. Bu durum hem kasları sürekli çalıştırarak yoracak, tahrip edecektir; hem de beyni meşgul ederek yoracaktır. Böyle bir uykunun sonu yorulmuş olarak uyanmaktır.



6. Tok uyuma tehlikesi: Yorgun uyanmanın diğer önemli nedeni tok karnına uyumaktır. Tok karnına uyuduğumuzda beyin sürekli mide içeriğini parçalamakla meşgul olacaktır. Dolaşımdaki kanın önemli bir kısmı sindirim bölgesinde odaklaşacaktır. Uykunun durgunluğunda midenin peristaltik hareketi çok zor olacaktır. Mide duvarının parçalanmasını istemiyorsak midemizde bekleyen içeriğin bir an önce boşaltılmasına yardımcı olmalıyız. Beyin uykumuzda midemizi çürümekten kurtarmak için çırpınır, didinir. Uyandığımızda ise sanki hiç uyumadığımız hissine kapılırız. Kendimizi kendi ellerimizle tahrip ederiz. Hikmet ve ilmen açlıkta gizli olduğunu buyuran sevgili Peygamberimiz(asm) "Aç olarak uyuyan kişinin etrafında sabaha kadar huriler dolaşır" demektedir. Almanya'da yapılmış olan bir araştırma saat 23.00'de uyuyan kişinin en geç 20.30'da akşam yemeğini yemiş olması gerektiğini ortaya koymuştur.
Eski Nick: AnL
eSSco
Kullanıcı avatarı
Moderatör
Moderatör
Kayıt: 17 Haz 2011, 13:40
Mesajlar: 237
Ruh Hali:
Takım:


Dön Sağlık

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir